Katanası olan mı yoksa Yatağanı olan mı kazanır?
Kasım 2007, 05:01
Kategori: Günü-Birlik, Tarihin içinden

Katanayı bilmeyen yoktur.Kill Bill’de sık sık bu kılıcı görmüÅŸüzdür.Peki yataÄŸanı gören varmı?

Osmanlının 16. ve 19.yüzyılda kullandığı çok etkili ve estetik bir kılıç olan yataÄŸanı yeniçeriler,leventler ve piyadeler kullanmıştır.Silahın kullanımı zor fakat çok etkili ve tahrip gücü yüksektir.Silah o kadar etkili olmuÅŸki Sırplar 19.yy’da yataÄŸanı milli silah olarak kullanmışlar.

Yatağanın Tasarımı
Kılıcın tasarımı diÄŸer kılıçlardan farklıdır.Kılıcın keskin tarafı aÅŸağı bakan yeridir ve ağırlık merkezi ucuna yakındır. Kesme,delme ve kemik kırmak için çok ideal bir yapıya sahiptir.Kılıcın kabza bölümünde ayet,dua,özlü sözlerle süslemeler bulunmaktadır.

Kılıç Sırpların dışında Çinlilerinde ilgisine çekmiÅŸtir ve ÅŸimdi olduÄŸu gibi iyi bir taklit yaparak ‘dai-dao’ isimli meÅŸhur bir Çin kılıcını yapmışlardır.Japonlarda bu eÄŸik kılıçtan esinlenip düz olmayan hafif eÄŸik bir kılıç yapmışlardır.

  YataÄŸan hakkında Türkiye’de birkaç makale,yazı, ve site dışında fazla bilgi olamamasına raÄŸmen yurtdışında birçok yazı ve resim bulabilir hatta 2200 dolara satın alabilirsiniz.

Son olarak baÅŸlıkta belirtiÄŸin sorunun cavabını ise fazla düÅŸünmeye gerek yok ama yinede Kılıç hakkında uzman bir kiÅŸinin yorumlarını görmek lazım.

"Türklerin Anadolu topraklarında kendine özgü kılıçlarından biridir YataÄŸan. Hem biçimi hem çeliÄŸinin zenginliÄŸi ile yataÄŸan,bir katana ile çarpıştığında katanayı ikiye bölecek kadar saÄŸlam bir yapıya sahiptir."
dreamware



Türkiye’deki Yasal Eroin Fabrikaları
Kasım 2007, 16:58
Kategori: Günü-Birlik, Tarihin içinden

Adını hepimizin bildiÄŸi meÅŸhur Bayer ilaç firması 1897 yılında bir ilaç keÅŸfedip tescil ettiriyor. MüthiÅŸ aÄŸrı kesici özelliÄŸi olan ilaç, bir yıllık fare testlerinin hemen ardından, kanser, tüberküloz aÄŸrıları için zaman kaybetmeden piyasaya sürülüyor.

Hikâyeye göre, Bayer’de çalışan bir mühendis, keÅŸfettikleri ilacın insan bedenindeki etkilerini tam anlamak ve bir test sürüÅŸü yapmak için, ilacı damarına enjekte ediyor, ilacın etkisindeyken de “Kendimi kahraman gibi hissediyorum” diyince, bunu duyan diÄŸer ayık kafalı mühendisler ilacın adını “Hero’in” koyuyorlar…

 Ä°laç niyetine yasal satılan uyuÅŸturucular dünya farmakoloji tarihinin bir parçası. MeÅŸhur doktorumuz Freud’un çocuk, genç, yaÅŸlı demeden tüm hastalarına senelerce “kokain” yazdığı bilinen bir gerçek. Tıpkı, ÅŸimdi ilköÄŸretim kantinlerinde de bulabileceÄŸimiz ectasy isimli üzeri rölyefli hapların seneler önce Türkiye eczanelerinde “mucize zayıflama hapı” diye satılmaya baÅŸlaması gibi.

 

 

Tüm dünyada mucizevi olarak karşılanan eroin isimli ilaç, kısa sürede Amerika ve Avrupa’da bir bağımlılar ordusu yaratıyor. Ortalık eczaneleri, ilaç depolarını yaÄŸmalayan eroin bağımlılarından geçilmez hale geliyor. Batı dillerinde adı Heroin olan bu ilacın Osmanlı’ya Eroin olarak gelmesini H’leri yutan bir Trakyalı Türk tarafından getirtildiÄŸi iddiası üzerine yaslayabiliriz ama adı ve geliÅŸinden ziyade Osmanlı’ya öyle bir geliyor ki eroin, gitmek bilmiyor…

Eroin saf morfinden yapılıyor, morfin ise afyondan. Ve o vakitler, dünyanın en kaliteli afyonu, Anadolu’da yetiÅŸtiriliyor. 62 vilayette düzenli afyon ekimi yapmakta olduÄŸumuz yıllar. Birinci Dünya Savaşı’nın hemen öncesi…

Tam o tarihlerde yeni icat edilen eroinin de ağır sonuçları görünmeye baÅŸlayınca, tüm dünyada afyon ve afyondan üretilen maddelere karşı sert bir kampanya yürütülmeye baÅŸlıyor. Elbette, afyon üzerinden büyük rantlar saÄŸlayan ülkeler, bu kampanyaları yalanlıyor, gereksiz buluyor. ÖrneÄŸin İngiltere, Afyon üretiminin sınırlandırılmasını onaylarken ticaretinin sınırlandırılması konusunda büyük direnç gösteriyor.

Ancak, tüm dünyada büyük yankılar uyandıran doktor raporları ve özellikle eroin karşısında oluÅŸturulan konsorsiyum çalışmalarıyla, 1912 yılında Lahey Afyon SözleÅŸmesi diye bilinen sözleÅŸme imzalanıp, eroin üretimi tamamen yasa dışı ilan ediliyor. İngiltere afyon üretimine sınır getirilse de, satışına getirilmemesi için ne kadar dirense de kararı deÄŸiÅŸtiremiyor…

Osmanlı ise, Lahey’e delege bile göndermiyor. 1914’te yapılan ek protokole ise delege gönderse de imza koymuyor.

Sonrası Dünya Savaşı… Sonrası KurtuluÅŸ Savaşı…

Gerçi, Sevr AnlaÅŸması ile konu Osmanlı’yı da baÄŸlar hale geliyor ama Anadolu’da hiçbir yasal düzenleme yapılmıyor ve Anadolu dünya afyon ticaretinin merkezi haline geliyor… Arjantin’inden, Japon’una, İtalyan’ına kadar tüm dünyadan uyuÅŸturucu tüccarları İstanbul’u mesken ediniyorlar. İstanbul bir uyuÅŸturucu cenneti haline geliyor. Afyon ticareti serbest, üstelik de en kalitelisi.

Milli mücadeleyi kazanıyoruz. İlk hükümetimiz kuruluyor ve yabancı sermaye hükümetimize , topraklarımızda “Eroin fabrikası” kurmayı teklif ediyor.

1926 yılında hükümetimizin aldığı bir kararla, Japon bir firma ile ortak, bugünkü Taksim Divan Oteli – TaÅŸkışla mevkiinde Mecidiye Kışlası olarak bilinen yere tarihimizin ilk “Eroin Fabrikası” kuruluyor.

Tüm modern dünyada yasak ama bizde yasal olan eroinin getirdiÄŸi kazanç ve ekonomik hareketlilikle, taze cumhuriyetimiz bir uyuÅŸturucu cenneti haline geliyor.

1929’da ikinci eroin fabrikamız, Eyüp’te Haliç kenarına kuruluyor. Adı; “Eczayı Tıbbiye ve Kimyeviye” – ETKİM.

Yine aynı yıl, üçüncü eroin fabrikamız Kuzguncuk’ta “Türk ecza-yı tıbbiye ve kimyeviye ÅŸirketi” – TETKAÅž – adı altında kuruluyor. Kurucuları arasında KurtuluÅŸ savaşı kahramanı İsmail Hakkı’nın da bulunduÄŸu ÅŸirketin yönetim kurulu baÅŸkanı zamanın TBMM baÅŸkan vekili ve Trabzon milletvekili Hasan Saka (1947’de BaÅŸbakan).

Bu yıllarda, Türkiye’nin 27 sanayi kuruluÅŸu var ve bunlarının tamamının yıllık kârı 2 Milyon TL düzeyinde seyrederken, eroin fabrikalarımızın cirosu 15 Milyon TL. Aylık bir milyon bağımlının ihtiyacını karşılayacak kadar ve en kalitelisinden eroin imal ediliyor o sıralar genç cumhuriyetimizde.

Bu dönemde inanılmaz ucuz olan eroin toplumun her kesiminde kullanıcı bulmaya baÅŸlıyor, iç pazara satışı yasak olan ama denetlenmeyen madde, fabrika çalışanlarından baÅŸlayarak tüm ülkede bir bağımlılar ordusu yaratmaya baÅŸlıyor.

İçte durum böyleyken, dışarıdan tüm dünyadan gelen ambargo tehditleri, yasal zorlamalar, dayatmalara raÄŸmen Türkiye üretime devam ediyor, 1930’a gelindiÄŸinde dünya gazetelerinde Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü uyuÅŸturucu satıcısı olarak resmediliyordu. Mustafa Kemal bu iÅŸe bir son vermek istese de Mecliste eroinden kasasını dolduran milletvekilleri nedeniyle fabrikaları kapattırıp, eroin üretimini yasadışı hale getiremiyordu.

Åžubat 1930’da New York’ta yakalanan Alesia isimli bir gemide Türkiye’den yüklenmiÅŸ 500 bin dolarlık saf morfin ele geçiyor. Tam bu sıralarda da kurtuluÅŸ savaşımızın kahraman gemilerinden Pierre Loti, Lamartine, Bulgaria, Vesta gibi gemiler tüm dünyada uyuÅŸurucu kaçakçısı gemiler olarak fiÅŸlenmiÅŸ bulunuyordu. Ekim 1930’da Londra’da düzenlenen konferansa Türkiye de heyet gönderdi, amaç uluslararası arenada eroin yüzünden darmadağın durumda olan imajı düzeltip, Milletler Cemiyeti’ne girebilmenin çarelerini aramaktı. Ancak konferansta, Türk heyetinin yaptığı hatalarla Dünya uyuÅŸturucu kaçakçılığının merkezinin, Türkiye’nin yasal eroin ticareti olduÄŸu belgelendi.

Artık tüm Dünya’da Türkiye adı eroinle birlikte anılmaktaydı. 1931 yılında Mustafa Kemal Cenevre’de Türkiye’nin uyuÅŸturucu trafiÄŸinin ana konu olduÄŸu toplantıya bir heyet gönderdi. Heyetin başında eroin fabrikaları yönetim kurulu baÅŸkanı Hasan Saka vardı. Hasan Saka, eroin rantının tepesinde oturan isimlerdendi ve tamamen üretimi durdurmaya yanaÅŸmıyordu. Bunun üzerine toplantıdan genç cumhuriyete ağır ambargolar uygulanması yönünde bir karar çıktı. Türkiye köÅŸeye sıkışmıştı.

1933’e kadar göstermelik azaltmalar ve göstermelik eroin taciri tutuklamaları, sınır dışı etmeleriyle fabrikalar üretime devam etti.

1933 yılında bir gün Mustafa Kemal ani bir ÅŸekilde kabineyi toplayıp “Eroin Fabrikaları kapanmıştır” açıklamasını yapıyor, direnmelere raÄŸmen karar Halk Fıkrası tarafından onaylanıyor. Mustafa Kemal’in gücüne karşı bile sıkı muhalefet gösteren eroin lobisi kararın yasalaÅŸmasını bir yıl kadar daha erteletmeyi baÅŸarıyor. Ve Türkiye’nin yasal eroin fabrikaları bir takım meraklılar konuyu kurcalayana kadar tarihe gömülüyor…

NuMB

Konuyla ilgili kitaplar:
Overdose Türkiye - F. Cengiz Erdinç
Taklamakan - Serap Bengü



Kibrit Nedir Nasıl Çalışır ?
Kasım 2007, 16:43
Kategori: Günü-Birlik

   Ocağın düÄŸmesini çevirirken çakan çakmaklar iÅŸimizi kolaylaÅŸtırdı ama yine de kibritsiz bir mutfak düÅŸünemiyorum.
Peki kibriti yakan nedir? Bir kere, kibrit denen küçük odun parçasının ucundaki siyah bölge kükürt ve potasyum klorattır. Kükürt tutuÅŸmaya hazır beklerken, potasyum klorat ona tutuÅŸması için gerekli olan oksijeni saÄŸlar. Bu iki maddenin bir arada durmasını saÄŸlayan, yani yapıştırıcı olansa niÅŸasta ya da tutkaldır.

   Siyah bölümün içeriÄŸinde bulunan cam tozu da sürtünmeyi artırıcı bir etkiye sahiptir. Kibrit kutusunun kenarındaki siyah bölüm olmasa kibrit yanar mı? İşte bu bölüm de kırmızı fosfor ve cam tozu karışımıdır. Mutfakların belki de en küçük ve basit aletini 1832’de, bugünkü ÅŸekline en yakın hale getiren 19 yaşındaki Fransız Charles Sauria’dır. Ancak genç öÄŸrenci beyaz fosfor kullanıyordu ve bu fosfor çeÅŸidi zehirliydi. Daha sonra İsveç’te üretilen kibritlerde zehirli olmayan kırmızı fosfor kullanıldı.

Sahrap Soysal



3,Three,III
Kasım 2007, 15:24
Kategori: Günü-Birlik

EÄŸer bir sunum yapacaksanız, baÅŸtan bilmelisiniz ki; olayın bitiminde insanların aklında sadece üç ÅŸey kalacaktır. Tıpkı anneniz sizi küçükken bakkala gönderdiÄŸinde ve bakkal amca size ne almak istediÄŸinizi sorduÄŸunda, aklınızda sadece üç ÅŸeyin kalması gibi; dördüncüyü hatırlamak için zorlanmanız gibi…

… ve yine bilmelisiniz ki; dünya guruları bu konuda kontrolü ele almanızı öÄŸütler. Yani sunumun hedef aldığı kitleye iletmek istediÄŸiniz mesajı en kısa, en anlaşılır ve en sade yoldan ulaÅŸtırmalısınız.

— The Rule of Three —

Gayet kolay bir kullanımı olan bu kurguyla çeÅŸitli alanlarda muhakkak karşılaÅŸmışızdır ve evet doÄŸru bildiniz! Mesaj mutlaka aklımızda kalmıştır. Hangimiz bilmez ki; Sezar’ın o ünlü "Geldim, Gördüm, Yendim" sözünü? Ya da, boÅŸuna mı sarfetmiÅŸtir Hristiyan dünyası "Baba, OÄŸul ve Kutsal Ruh" ifadesini? Neden bir ÅŸeye baÅŸlatırken çocukları cesaretlendirmek için "bir, iki, üç: haydi!" gibi bir komut veririz?

Bu hayret edilesi olay, bilinçli bilinçsiz her gün hayatımızda yer alır. "Üç" sayısı bizi ziyadesiyle ÅŸaşırtır. Yazılarımızı giriÅŸ, geliÅŸme ve sonuç bütünlüÄŸünde hazırlarız. Bütün renkler, üç ana rengin birbiriyle çeÅŸitli oranlarda karışmasıyla meydana gelmiÅŸtir. Günü üç bölüme ayırır ve öyle yaÅŸarız. Üç rakamının ilahiyatta da yeri vardır.

Kimileri üçleme alışkanlığının sadece Batı toplumu kültürlerine özgü olduÄŸunu; diÄŸer bazı kültürlerde "dört kuralı"nın geçerli olduÄŸunu da belirtir.

Sembolizm de "üç kuralı"ndan fazlaca faydalanır. Görsel sanatlarda ve hatta reklamcılıkta "üç kuralı"nı kullanmayan neredeyse yok gibidir. Akılda kalıcılık adına bu gizemli oluÅŸumu bir ÅŸekilde pazarlamada kullanmak, bir inanca göre ÅŸans da getirir. Åžimdi aranızdan bazılarının "3 benim uÄŸurlu rakamımdır" dediÄŸini duyar gibi oluyorum. Neden daha önce bunu kendinize sormadığınıza ÅŸaşırdınız mı?

pilli pati