25.10.2008
Ekim 2008, 22:26
Filed under: Günü-Birlik

Share Button



Ne demek İstiyorsun?
Ekim 2008, 13:18
Filed under: Tongue Fu

Share Button

Bazen beklemediğimiz bir soruyla karşılaştığımızda ne söyleyeceğimizi bilemeyiz. Veya ani cevaplar vererek daha müşkül duruma düşeriz.

Böyle bir duruma düştüğümüzde yapacağımız en doğru şey karşı tarafa soru yöneltmektir. Örneğin “Ne demek istiyorsun?” bu soru gerçekten çok güzel bir sorudur. Bu soru size neler kazandırır ?

  •       Bir şeyler söylemiş olmanızı sağlar ve topu karşı tarafa atarsınız.
  •       Öfkenizi geciktirir ve sizi ani tepki vermekten alı koyar.
  •       Temelde yatan sorunu ortaya çıkarır ve size gerçek sorun hakkında konuşma fırsatı verir.
  •       Zaman kazanmış olursunuz. Bu sayede pişman olacağınız şeyler söylemekten kurtulursunuz.
  •       Basit değil zekice bir tepki işlevi görür.

Ben bunu Tongue-fu dan öğrendim : )



Gerçeğin yerini ne aldı?
Ekim 2008, 19:19
Filed under: Günü-Birlik

Share Button

Çünkü bir süredir onsuz da yaşayabildiğimizi, hatta insanların gerçeğe biraz kızgın olduklarını anlıyorum. Diyorlar ki, lanet olası gerçek, çekilip gitmiyor ki yerine koyduğum şey tam anlamıyla gerçek olabilsin…

Çocuklarını gerçekten sevip sevmediklerini düşünmüyor hiçbir anne-baba; bunun yerine okul taksitlerini ödemek, arada bir bir onlarla bir yerlere gitmek gibi sunulan "aile" imajına uygun olup olmadıklarını önemsiyorlar. Birinin onlara "çocuklarıyla ilgilenmedikleri" yollu bir eleştirisi öldürücü etki yapabilir; ama mesela "çocuklarını sevmedikleri"ni söyleseler ne yapacaklarını, ne düşüneceklerini bilemezler, ihtimal ki bunun ne saçma bir soru ya da yaklaşım olacağı geçer akıllarından.

Gerçeğin yerini ne aldı?

Çünkü bir süredir onsuz da yaşayabildiğimizi, hatta insanların gerçeğe biraz kızgın olduklarını anlıyorum. Diyorlar ki, başkalarının beni nasıl gördüğü önemli, benim beni nasıl gördüğümse adamsende…

Ölüm demek, hangi mezarda nasıl ve kaç paraya bir yer bulabileceğimiz demek, cenaze törenine gitmek demek, işlerin aksaması demek, görüntü ve kasılma… Arkadaşlarımızın evlenmesi gibi şeylere katılmak zorunluluk, görüntü ve kasılma… Gerçek sevinç ve gerçek acı yok, defolsunlar ki yerlerine koyduğumuz bütün bu görüntüler ve kasılmalar gerçek olabilsinler.

Mağazadaki tezgahtarla kurulan ilişki ile iş arkadaşıyla ve giderek tüm arkadaşlarla, akrabalarla kurulan ilişkiler aynı yerde toplanıyor, görüntü ve kasılma…

Gerçeğin yerini ne aldı?

Konfor, kendimiz olmamanın karşılığında verilen avans. Nezaket saygı görmenin kaporası.

İnanmamız için gerçek olması yetmiyor. Hatta gerçek olsa bile kafamızdakine uygun değilse reddetmeye, umursamamaya, görmezden gelmeye hazırız. Neyiz biz, neye dönüştük, yeni insan bu mu? Yoksulu, zengini; cahili, aydını hilkat garibesi bir topluluk. Hiçbir düşünceyi sonuna kadar takip edemeyen, aklından hep şablonlar geçen, hep hata yapmamaya çalışan… En önemli muhasebesi ev, araba, ipod, yeni model bilgisayar, cep telefonu olan…
Görüntüler ve kasılmalar halinde uygar Godard’ın dediği gibi bir kaçış,
"Demek ki ölmemişim, çünkü bütün hayatım bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geçmedi."



S.Yeniceli
 



14.10.2008
Ekim 2008, 02:32
Filed under: Günü-Birlik

Share Button

 



Bor madeni için son nokta koyuldu…
Ekim 2008, 23:42
Filed under: Günü-Birlik

Share Button

Eti Maden İşletmeleri Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Orhan Yılmaz, dünyada ve Türkiye’de bor rezerviyle tüketim hızı arasında ”müthiş bir orantısızlık” olduğunu belirterek, ”Dünyada 4 milyar ton bor rezervi var, bunun yüzde 72’si Türkiye’de. Ama Türkiye dahil yıllık tüketim sadece 4 milyon ton. Vatandaş elimizdeki boru kömür gibi kazıp pazara gönderdiğimizi, ne kadar çok gönderirsek o kadar fazla kazanacağımızı zannediyor. Böyle bir şey yok” dedi.

Yılmaz, Türkiye’nin bor rezervi konusundaki hesaplamalar ve değerlendirmelere ilişkin AA muhabirine yaptığı açıklamada, kamuoyunda bor konusunda ”şehir efsanesi” olduğunu söyledi.

Bor kimyasallarının yüzde 95’inin cam, seramik ve deterjan sektörüne satıldığını, bunların dışındaki sektörlere satılan miktarın çok küçük olduğunu ifade eden Yılmaz, ”Dünyada ve Türkiye’de bor rezerviyle tüketim hızı arasında müthiş bir orantısızlık var” dedi.

Bordaki temel meselenin tüketim hızını artırmak olduğunun altını çizen Yılmaz, şöyle konuştu:

‘Borda arz fazla talep az, en temel konu bu. Bu noktayı ihmal ederek analiz yaptığınızda, bütün tablolar pembe olur. Türkiye’nin bor rezervi 2,5 milyar ton, yani dünya rezervinin yüzde 72’si Türkiye’de. Türkiye dahil dünyanın bor rezervi ise 4 milyar ton, ancak bor kimyasalı ve konsantresi olarak tüketim hızı yıllık sadece 4 milyon ton. Halihazırda dünyaya bin sene yetecek kadar bor var. Bunun 700 senesini tek başına Türkiye karşılayabiliyor. Biz olmasak bile piyasada dünyaya 300 sene yetecek bor var. İşte pembe tablo çizenlerin görmediği şey bu. Sanki biz ne üretirsek hepsini satabileceğiz, müşteri bizi bekliyor gibi düşünüyorlar. Bu da yanlış algılamalara neden oluyor.

”Bor konusunda kamuoyuna bol miktarda iyimserlik havası pompalanıyor” ifadesini kullanan Yılmaz, ”Türkiye’deki borun ‘tüm iç ve dış borçları ödeyebileceği’, GSMH’ye üç katı kadar katkı yapacağı’ gibi laflar söyleniyor. Bunların hiçbirinin aslı astarı yok” diye konuştu.

Türkiye’nin bor varlığının değeri konusunda hesaplama yapanların çok pahalı bir bor kimyasalını referans aldıklarını, rezervi onunla çarparak bazı rakamlara ulaştıklarını anlatan Yılmaz, ”Elimizde o kadar büyük miktar var ki, en ucuz bor kimyasalı fiyatından bile hesaplanırsa inanılmaz rakamlara ulaşılır, ama sattığımız miktar belli” dedi.

Yapılan hesaplama ve değerlendirmelerin Türkiye’nin bor rezervi değeri konusunda kamuoyunda yanlış algılamaya neden olduğunu dile getiren Yılmaz, ”Vatandaş elimizdeki boru kömür gibi iş makineleriyle kazıp pazara gönderdiğimizi, ne kadar çok gönderirsek o kadar fazla para kazanacağımızı zannediyor. Böyle bir şey yok” şeklinde konuştu.

AA