Bugün 18 Mart…
18 Mart günü, bundan 93 yıl önce, Çanakkale’de ufukları ümit ve zafer neÅŸesi kaplayan bir gün daha doÄŸdu. İtilaf Donanması 18 savaÅŸ gemisiyle saat 10.00′da boÄŸazı yarıp geçmek üzere girmeye baÅŸladılar. İlk ateÅŸi TRIUMPH zırhlısı, Çanakkale’ye 12 Km. mesafedeyken saat 11.15′te açtı. Savunma planımıza göre, gemiler topçularımızın ateÅŸ menziline girinceye kadar pusuda bekleyecek ve baskın tarzında ateÅŸ açılacaktı. Nitekim böyle yapıldı. DüÅŸman; yaklaÅŸtıkça, topçularımızın giderek yoÄŸunlaÅŸan isabetli atışlarıyla karşılaşıyordu. Saat 12.00′ye geldiÄŸinde orta kesimdeki 3 tabyamız ağır hasar almış, ama ayakta kalan diÄŸer topçularımızın hedefini ÅŸaÅŸmayan mermileri AGAMENNON zırhlısının çelik yeleÄŸini parçalamış, INFLEXIBLE zırhlısının komuta köprüsü uçurulmuÅŸ ve bu arada düÅŸman donanması Çanakkale’ye 7 Km. kadar sokulmayı baÅŸarmıştı. Savaşın en ÅŸiddetli anları yaÅŸanıyordu. Türk topçuları BoÄŸazı cehenneme çeviriyor, düÅŸman zırhlıları da kıyı ÅŸeridindeki mevzilerimizi hallaç pamuÄŸu gibi atıyor, kıran kırana bir savaÅŸ oluyordu.
Bu sırada Fransız GAULOIS zırhlısı aldığı ağır yaralarla saf dışı kalmış, BOUVET zırhlısı yırtılan çelik gömleÄŸini yenilemek üzere geriye kaçarken, bir gece önce Dz. Yzb. Hakkı’nın NUSRET mayın gemisiyle boÄŸaza döÅŸediÄŸi mayınlara çarparak 639 personeli ile birlikte karanlık limanın sularına gömülerek kayboluyordu. BOUVET’in imdadına koÅŸan SUFFREN ve GAULOIS da aynı akıbete uÄŸramıştır. Saat 15.00′te IRRESISTIBLE ve onu takiben 16.00′da INFLEXIBLE ve 10 dakika sonra OCEAN zırhlıları, tam ileri atılacaklarken onların da ayakları Yzb. Hakkı’nın tuzağına takılarak batarken, INFLEXIBLE güçlükle kurtularak römorkör yedeÄŸinde İmroz’a dönüyordu. Böylece 6 saatte 3 büyük zırhlısını kaybeden, bir bu kadarı da ağır hasara uÄŸrayan gemilerini acıyla seyreden Amiral De ROBECK, kalanları kurtarabilme telaşıyla saat 17.30′da boynu bükük çekilme emrini veriyordu.
Sevgili ArkadaÅŸlar !!!
Çanakkale SavaÅŸları, yüzyılımızın en büyük savaÅŸlarından birisidir. Birinci Dünya Savaşı’nı galip bitirmek isteyen düÅŸman devletler, gemileriyle Çanakkale BoÄŸazı’nı geçip İstanbul’u almak istiyorlardı.
Osmanlı ordusu, İngiliz ve Fransız donanmalarına karşı Çanakkale BoÄŸazı’nda aylar süren bir dizi deniz ve kara savaşı yapmıştır.
300.000 askerimizin ÅŸehit olduÄŸu bu savaÅŸlar sonucunda, düÅŸman donanmaları ağır kayıplar vererek geri çekilmiÅŸlerdir. Çanakkale SavaÅŸlarının denizle ilgili bölümü, 18 Mart 1915 tarihinde, düÅŸman gemilerinin geri çekilmeleriyle sonuçlanmıştır. Bu nedenle, her 18 Mart gününde Çanakkale SavaÅŸlarını anmaktayız.
Çanakkale BoÄŸazını geçmek isteyen İngiliz ve Fransız gemileri, 3 Kasım 1914’de boÄŸazın iki yakasındaki birliklerimize ateÅŸ açtılar. Birliklerimizin karşı ateÅŸi ile geri çekilmek zorunda kaldılar. 19 Åžubat 1915’de düÅŸman donanması kesin hücuma baÅŸladı. Osmanlı ordusunun karşı ateÅŸi ile tekrar geri çekildiler. 18 Mart 1915’de İngiliz ve Fransızlar 16 harp gemisi ile büyük bir hücum daha baÅŸlattı. Üç gemisi sulara gömülen düÅŸman donanması, tekrar geri çekilmek zorunda kaldı.
Çanakkale BoÄŸazını gemilerle geçemeyeceklerini anlayan düÅŸmanlarımız, topraklarımıza karadan girmeyi denediler. İngiliz, Fransız, Avustralya, Yeni Zelanda ve diÄŸer bazı sömürge ülkelere ait askerler 25 Nisan 1915 günü karadan çıkarma yapmaya baÅŸladılar. Kara savaÅŸları, 9 Ocak 1916 tarihinde son düÅŸman birlikleri de geri çekilene kadar devam etmiÅŸtir. 6-7 AÄŸustos 1915 gecesi Anafartalara yapılan çıkarma harekatını Mustafa Kemal komutasındaki birliÄŸimiz durdurmuÅŸtur. 25 Nisan 1915 ve 9 Ocak 1916 tarihleri arasında , yaklaşık sekiz ay boyunca ÅŸiddetli kara savaÅŸları olmuÅŸtur.
Sevgili arkadaÅŸlar!
Çanakkale SavaÅŸları, Türk Tarihinin belki de en önemli savaşıdır. Daha geniÅŸ ve ayrıntılı bilgi sahibi olmak için kaynakları mutlaka okumanızı öneriyoruz. Bugün özgür olarak yaÅŸadığımız bu topraklara çok kolay sahip olmadığımızın bilinmesi gerekir.
Allah bizlere, bir daha böyle bir savaÅŸ göstermesin!
Katanası olan mı yoksa Yatağanı olan mı kazanır?
Katanayı bilmeyen yoktur.Kill Bill’de sık sık bu kılıcı görmüÅŸüzdür.Peki yataÄŸanı gören varmı?
Osmanlının 16. ve 19.yüzyılda kullandığı çok etkili ve estetik bir kılıç olan yataÄŸanı yeniçeriler,leventler ve piyadeler kullanmıştır.Silahın kullanımı zor fakat çok etkili ve tahrip gücü yüksektir.Silah o kadar etkili olmuÅŸki Sırplar 19.yy’da yataÄŸanı milli silah olarak kullanmışlar.
Yatağanın Tasarımı
Kılıcın tasarımı diÄŸer kılıçlardan farklıdır.Kılıcın keskin tarafı aÅŸağı bakan yeridir ve ağırlık merkezi ucuna yakındır. Kesme,delme ve kemik kırmak için çok ideal bir yapıya sahiptir.Kılıcın kabza bölümünde ayet,dua,özlü sözlerle süslemeler bulunmaktadır.
Kılıç Sırpların dışında Çinlilerinde ilgisine çekmiÅŸtir ve ÅŸimdi olduÄŸu gibi iyi bir taklit yaparak ‘dai-dao’ isimli meÅŸhur bir Çin kılıcını yapmışlardır.Japonlarda bu eÄŸik kılıçtan esinlenip düz olmayan hafif eÄŸik bir kılıç yapmışlardır.
YataÄŸan hakkında Türkiye’de birkaç makale,yazı, ve site dışında fazla bilgi olamamasına raÄŸmen yurtdışında birçok yazı ve resim bulabilir hatta 2200 dolara satın alabilirsiniz.
Son olarak baÅŸlıkta belirtiÄŸin sorunun cavabını ise fazla düÅŸünmeye gerek yok ama yinede Kılıç hakkında uzman bir kiÅŸinin yorumlarını görmek lazım.
"Türklerin Anadolu topraklarında kendine özgü kılıçlarından biridir YataÄŸan. Hem biçimi hem çeliÄŸinin zenginliÄŸi ile yataÄŸan,bir katana ile çarpıştığında katanayı ikiye bölecek kadar saÄŸlam bir yapıya sahiptir."
dreamware
Türkiye’deki Yasal Eroin Fabrikaları
Adını hepimizin bildiÄŸi meÅŸhur Bayer ilaç firması 1897 yılında bir ilaç keÅŸfedip tescil ettiriyor. MüthiÅŸ aÄŸrı kesici özelliÄŸi olan ilaç, bir yıllık fare testlerinin hemen ardından, kanser, tüberküloz aÄŸrıları için zaman kaybetmeden piyasaya sürülüyor.
Hikâyeye göre, Bayer’de çalışan bir mühendis, keÅŸfettikleri ilacın insan bedenindeki etkilerini tam anlamak ve bir test sürüÅŸü yapmak için, ilacı damarına enjekte ediyor, ilacın etkisindeyken de “Kendimi kahraman gibi hissediyorum” diyince, bunu duyan diÄŸer ayık kafalı mühendisler ilacın adını “Hero’in” koyuyorlar…
İlaç niyetine yasal satılan uyuÅŸturucular dünya farmakoloji tarihinin bir parçası. MeÅŸhur doktorumuz Freud’un çocuk, genç, yaÅŸlı demeden tüm hastalarına senelerce “kokain” yazdığı bilinen bir gerçek. Tıpkı, ÅŸimdi ilköÄŸretim kantinlerinde de bulabileceÄŸimiz ectasy isimli üzeri rölyefli hapların seneler önce Türkiye eczanelerinde “mucize zayıflama hapı” diye satılmaya baÅŸlaması gibi.

Tüm dünyada mucizevi olarak karşılanan eroin isimli ilaç, kısa sürede Amerika ve Avrupa’da bir bağımlılar ordusu yaratıyor. Ortalık eczaneleri, ilaç depolarını yaÄŸmalayan eroin bağımlılarından geçilmez hale geliyor. Batı dillerinde adı Heroin olan bu ilacın Osmanlı’ya Eroin olarak gelmesini H’leri yutan bir Trakyalı Türk tarafından getirtildiÄŸi iddiası üzerine yaslayabiliriz ama adı ve geliÅŸinden ziyade Osmanlı’ya öyle bir geliyor ki eroin, gitmek bilmiyor…
Eroin saf morfinden yapılıyor, morfin ise afyondan. Ve o vakitler, dünyanın en kaliteli afyonu, Anadolu’da yetiÅŸtiriliyor. 62 vilayette düzenli afyon ekimi yapmakta olduÄŸumuz yıllar. Birinci Dünya Savaşı’nın hemen öncesi…
Tam o tarihlerde yeni icat edilen eroinin de ağır sonuçları görünmeye baÅŸlayınca, tüm dünyada afyon ve afyondan üretilen maddelere karşı sert bir kampanya yürütülmeye baÅŸlıyor. Elbette, afyon üzerinden büyük rantlar saÄŸlayan ülkeler, bu kampanyaları yalanlıyor, gereksiz buluyor. ÖrneÄŸin İngiltere, Afyon üretiminin sınırlandırılmasını onaylarken ticaretinin sınırlandırılması konusunda büyük direnç gösteriyor.
Ancak, tüm dünyada büyük yankılar uyandıran doktor raporları ve özellikle eroin karşısında oluÅŸturulan konsorsiyum çalışmalarıyla, 1912 yılında Lahey Afyon SözleÅŸmesi diye bilinen sözleÅŸme imzalanıp, eroin üretimi tamamen yasa dışı ilan ediliyor. İngiltere afyon üretimine sınır getirilse de, satışına getirilmemesi için ne kadar dirense de kararı deÄŸiÅŸtiremiyor…
Osmanlı ise, Lahey’e delege bile göndermiyor. 1914’te yapılan ek protokole ise delege gönderse de imza koymuyor.
Sonrası Dünya Savaşı… Sonrası KurtuluÅŸ Savaşı…
Gerçi, Sevr AnlaÅŸması ile konu Osmanlı’yı da baÄŸlar hale geliyor ama Anadolu’da hiçbir yasal düzenleme yapılmıyor ve Anadolu dünya afyon ticaretinin merkezi haline geliyor… Arjantin’inden, Japon’una, İtalyan’ına kadar tüm dünyadan uyuÅŸturucu tüccarları İstanbul’u mesken ediniyorlar. İstanbul bir uyuÅŸturucu cenneti haline geliyor. Afyon ticareti serbest, üstelik de en kalitelisi.
Milli mücadeleyi kazanıyoruz. İlk hükümetimiz kuruluyor ve yabancı sermaye hükümetimize , topraklarımızda “Eroin fabrikası” kurmayı teklif ediyor.
1926 yılında hükümetimizin aldığı bir kararla, Japon bir firma ile ortak, bugünkü Taksim Divan Oteli – TaÅŸkışla mevkiinde Mecidiye Kışlası olarak bilinen yere tarihimizin ilk “Eroin Fabrikası” kuruluyor.
Tüm modern dünyada yasak ama bizde yasal olan eroinin getirdiÄŸi kazanç ve ekonomik hareketlilikle, taze cumhuriyetimiz bir uyuÅŸturucu cenneti haline geliyor.
1929’da ikinci eroin fabrikamız, Eyüp’te Haliç kenarına kuruluyor. Adı; “Eczayı Tıbbiye ve Kimyeviye” – ETKİM.
Yine aynı yıl, üçüncü eroin fabrikamız Kuzguncuk’ta “Türk ecza-yı tıbbiye ve kimyeviye ÅŸirketi” – TETKAÅž – adı altında kuruluyor. Kurucuları arasında KurtuluÅŸ savaşı kahramanı İsmail Hakkı’nın da bulunduÄŸu ÅŸirketin yönetim kurulu baÅŸkanı zamanın TBMM baÅŸkan vekili ve Trabzon milletvekili Hasan Saka (1947’de BaÅŸbakan).
Bu yıllarda, Türkiye’nin 27 sanayi kuruluÅŸu var ve bunlarının tamamının yıllık kârı 2 Milyon TL düzeyinde seyrederken, eroin fabrikalarımızın cirosu 15 Milyon TL. Aylık bir milyon bağımlının ihtiyacını karşılayacak kadar ve en kalitelisinden eroin imal ediliyor o sıralar genç cumhuriyetimizde.
Bu dönemde inanılmaz ucuz olan eroin toplumun her kesiminde kullanıcı bulmaya baÅŸlıyor, iç pazara satışı yasak olan ama denetlenmeyen madde, fabrika çalışanlarından baÅŸlayarak tüm ülkede bir bağımlılar ordusu yaratmaya baÅŸlıyor.
İçte durum böyleyken, dışarıdan tüm dünyadan gelen ambargo tehditleri, yasal zorlamalar, dayatmalara raÄŸmen Türkiye üretime devam ediyor, 1930’a gelindiÄŸinde dünya gazetelerinde Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü uyuÅŸturucu satıcısı olarak resmediliyordu. Mustafa Kemal bu iÅŸe bir son vermek istese de Mecliste eroinden kasasını dolduran milletvekilleri nedeniyle fabrikaları kapattırıp, eroin üretimini yasadışı hale getiremiyordu.
Åžubat 1930’da New York’ta yakalanan Alesia isimli bir gemide Türkiye’den yüklenmiÅŸ 500 bin dolarlık saf morfin ele geçiyor. Tam bu sıralarda da kurtuluÅŸ savaşımızın kahraman gemilerinden Pierre Loti, Lamartine, Bulgaria, Vesta gibi gemiler tüm dünyada uyuÅŸurucu kaçakçısı gemiler olarak fiÅŸlenmiÅŸ bulunuyordu. Ekim 1930’da Londra’da düzenlenen konferansa Türkiye de heyet gönderdi, amaç uluslararası arenada eroin yüzünden darmadağın durumda olan imajı düzeltip, Milletler Cemiyeti’ne girebilmenin çarelerini aramaktı. Ancak konferansta, Türk heyetinin yaptığı hatalarla Dünya uyuÅŸturucu kaçakçılığının merkezinin, Türkiye’nin yasal eroin ticareti olduÄŸu belgelendi.
Artık tüm Dünya’da Türkiye adı eroinle birlikte anılmaktaydı. 1931 yılında Mustafa Kemal Cenevre’de Türkiye’nin uyuÅŸturucu trafiÄŸinin ana konu olduÄŸu toplantıya bir heyet gönderdi. Heyetin başında eroin fabrikaları yönetim kurulu baÅŸkanı Hasan Saka vardı. Hasan Saka, eroin rantının tepesinde oturan isimlerdendi ve tamamen üretimi durdurmaya yanaÅŸmıyordu. Bunun üzerine toplantıdan genç cumhuriyete ağır ambargolar uygulanması yönünde bir karar çıktı. Türkiye köÅŸeye sıkışmıştı.
1933’e kadar göstermelik azaltmalar ve göstermelik eroin taciri tutuklamaları, sınır dışı etmeleriyle fabrikalar üretime devam etti.
1933 yılında bir gün Mustafa Kemal ani bir ÅŸekilde kabineyi toplayıp “Eroin Fabrikaları kapanmıştır” açıklamasını yapıyor, direnmelere raÄŸmen karar Halk Fıkrası tarafından onaylanıyor. Mustafa Kemal’in gücüne karşı bile sıkı muhalefet gösteren eroin lobisi kararın yasalaÅŸmasını bir yıl kadar daha erteletmeyi baÅŸarıyor. Ve Türkiye’nin yasal eroin fabrikaları bir takım meraklılar konuyu kurcalayana kadar tarihe gömülüyor…
NuMB
Konuyla ilgili kitaplar:
Overdose Türkiye - F. Cengiz Erdinç
Taklamakan - Serap Bengü